Dishonored: Death of The Outsider İncelemesi – PC Dishonored: Death of The Outsider İncelemesi – PC

Dishonored: Death of The Outsider İncelemesi – PC

İncelemelerOyun İnceleme 19 Eylül 2017 07:00 Sonat Samir

Dishonored: Death of The Outsider gerçekten beklediğimize değdi mi? Normal bir DLC olarak çıkabilecekken tek başına çıkmış olması ne getirdi? Dishonored: Death of The Outsider İncelemesi – PC

Dishonored’ı bilmeyen kalmadı sanıyorum ki. Ancak bolca ek paketi ile, Corvo ile, Emily ile ve daha bir çok karakteri ile oyunda oldukça geniş bir hikaye var. Geliştiriciler bu seferde bir başka karakteri kontrolümüze verdiler. Billie Lurke. Death of the Outsider, Dishonored 2’den hatırlayacağınız gemi kaptanımız Billie ile oynama şansını bizlere sundu.

Oyuna hakimseniz Outsider’ı zaten tanıyorsunuz. Oyunlarda bizlere güçlerimizi bahşeden, dünyanın kaderini değiştiren olaylara sebep olan şahsiyet kendisi. Öyle ki aynı zamanda da serideki en gizemli karakter tabii.

Bu seferki Dishonored oyununda Billie ile oynuyoruz demiştim değil mi? Oyunun açılışında izlediğimiz minik sinematik ile anlıyoruz ki zamanında Daud‘a attığı kazık yüzünden karakterimiz pek bir pişmanmış efendim. Ve görüyoruz ki yıllarca da Daud’un izini sürmüşüz. Oyun başlar başlamaz da gidip Daud’a ulaşıyoruz, kendisini buluyor, ortalığı birbirine katıyor ve kendisinden son bir görev alıyoruz. O da oyunun adından da anladığımız üzere “Outsider’ı öldür” oluyor.

Oyunun ilk bölümünü büyü gücümüz olmadan geçiriyoruz ancak Billie’nin bir tane kendi yeteneği var. Öyle çok da boş beleş değil hanım kızımız. Aynı zamanda da oldukça ilginç ve işlevsel bir yetenek. Billie bu yetenek sayesinde fareleri duyabiliyor, yani onların düşüncelerini duyabiliyor. Bu düşünceler içerisinde bulunduğunuz bölümde görev ile ilgili ipuçları fısıldaşmalarına olanak sağlıyor. İlginç olduğunu söylemiştim.

Oyunda ilk bölümde büyü yok demiştim ancak sonrasında Outsider (spoiler vermem) bize üç adet büyü veriyor. “Eee o ne be! Eskiden onlarca büyü gücümüz vardı üç tane nedir?” Dediğinizi duyar gibiyim. Bence de. 🙂 Ancak oyun boyunca bu üç büyü işi yeterince idare ediyor. Keşke etmeseymiş, keşke daha çok büyümüz olsaymış, keşke… Keşkeler devam edecek nedenini de ilerleyen satırlarda göreceksiniz.

Bu üç büyü, yetenek, güç artık siz ne derseniz hakkında kısaca bilgi de aktarayım. İlk olarak kendi kopya/klon’umuzu oluşturabildiğimiz ve istediğimiz zaman ona kendimizi teleport edebildiğimiz bir güç var. Ki bir çok farklı taktiksel amaçla kullanılabiliyor. Biliyorsunuz Dishonored’da yetenek kullanımları oldukça yaratıcılığa bağlı olarak çalışıyorlar. Keşke bu oyunda da bolca farklı yöntemler için kullanabileceğimiz seçeneklerimiz olsaymış. Çünkü bölüm tasarımları önceki oyunlar kadar detaylı, güzel değiller. Malesef.

Diğer gücümüz ise istediğimiz bir düşmanımızın görüntüsünü/yüzünü alabilmemiz. Bu sayede de tahmin edeceğiniz üzere istediğimiz gibi yere normalde giremeyeceğimiz yerlere girebiliyoruz. Özetle çok da bir olayı yok aslında. Zaten dedim ya kısıtlı bölüm tasarımları, kısıtlı büyü kullanımına sebep olmuş.

Üçüncü gücümüz ise biraz çılgın, hani fena değil. Çünkü kullandığımızda zaman duruyor, bedenimizden çıkıyor ve etrafta hayalet gibi gezebiliyoruz. Nasıl süper değil mi? Bence de. Yani bu üç büyü ile nasıl ilginç kombinasyonlar yaparım diye düşündüm ancak önceki oyunlarda yaptıklarım gibi bir aksiyon yaratamadım. Keşke yaratabilseydim. 

Genel olarak grafik, ortam tasarımları, müzikler tabii ki bildiğimiz Dishonored, gayet başarılılar. Ancak bi noktaya daha değinmem gerekiyor ki o da bu sefer oyundaki görevler açık uçlu değiller. Bu da alışık olduğumuz rahat oynanışı resmen baltalıyor. Üzdü.

Mesela önceki oyunlarda bir düşmanı öldürmek ya da öldürmemek bizim elimizdeydi burada pek de öyle bir durum yok. Hatta daha çok görevler bir şeyler çalmak falan üzerine. Bir garip olmuş bu oyunun görevleri. Diğer bir üzücü kısım ise oyunda sadece beş tane görev olması.

Normal bir DLC olarak çıkabilecekken kendi başına bir oyun olarak çıkan Dishonored: Death of The Outsider Billie ile oynadığımız garip bir Dishonored. Ha bir de önceki oyunlarda farklı sonlar vardı hatırlarsanız Düşük-Yüksek Kaos’a sebep olan. Evet, o da yok. 

Kusura bakmayın ama ben o kadar eğlenemedim (evet çok da sıkılmadım ama, eğlenemedim de) ki incelemesi bile biraz kısa kaldı. Çünkü oyunda inceleyecek bir şey de yoktu.

Sırf Dishonored oluşundan dolayı, oyuna saygı ve sevgimden biraz ekstra puanı var o kadar. Death of the Outsider aşırı şekilde kırpılmış ve bu şekilde, bu kadar pahalı olmayı hak etmeyen bir oyun olmuş. İndirim falan bekleyin öyle alın derim.

FRAGTİST DEĞERLENDİRME

6 / 10

Fiyatın düşmesini bekleyin. Dishonored seviyorsanız alın. Kısa süreli ve çok da eğlenceli olmayan bir oyun sizi bekliyor. Sırf Dishonored oluşunun hatrına alınası.
Biraz daha Dishonored dünyası ve hikayesi.
Çevrede bulduğumuz kitaplar, notlar bize dünya hakkında yine daha çok bilgi aktarıyor.
Dishonored oluşu.
Ana hikaye pek de çekici değil.
Maksat bir Dishonored oyunu daha olsun diye yapılmış hissiyatı.
Bir Standalone oyun için fazla kısa oluşu.
Dishonored'ın o özgür oynanışının oyunun sonuna etkisinin kırpılmış olması.
Bittikten sonra "Kanka sen şu bölümü nasıl geçtin, ben şöyle yaptım." muhabbetini yapamayacak olmamız.


Sonat Samir

Herşey 1993 senesinde arcade salonunu keşfetmesi ile başladı. Daha sonra eve giren Atari 2600 ile işlerin boyutu çok değişti. Video oyunları artık hayatının vazgeçilmez bir parçası. FRP hobisi ise hayatında ayrı bir öneme sahip.