Bir Hiçken Kral Oldu – Kral Arthur: Kılıç Efsanesi İzlenilesi Bir Hiçken Kral Oldu – Kral Arthur: Kılıç Efsanesi İzlenilesi
Ülkemizde Kral Arthur: Kılıç Efsanesi olarak vizyona girecek olan King Arthur: Legend Of The Sword'un inceleme yazısı burada! Bir Hiçken Kral Oldu – Kral Arthur: Kılıç Efsanesi İzlenilesi

Bazı filmler vardır, hemen hemen her ay bir videosu çıkar veya hemen hemen her gün “bir şeyler sızdırıldı” kafasında viral reklamlarla süslenir. Amacın ne olduğunu anlarız ancak görmezden gelip, sevdiğimiz yapımın güzelliğine kendimizi bırakmayı tercih ederiz. Açıkçası benim gözümde beklentilerin oldukça düşük olduğu, ülkemizde Kral Arthur: Kılıç Efsanesi olarak vizyona girecek olan King Arthur: Legend Of The Sword da böyle bir film. 

Belki gözümden kaçtı, belki de görmek istemedim ancak her türlü film, beklentimin altında çıkacak diye çok bekledim. Bu beklentimin yerle bir olduğunu görmek, beni inanılmaz mutlu etti. Çünkü Kral Arthur: Kılıç Efsanesi, türünün hakkını veren sağlam yapı taşlarıyla öne çıkmayı başarıyor.

Filmin konusu; Arthur çocukken babası öldürüldüğünde, amcası Vortigern (Jude Law) taç giyer. Doğuştan kazanılan hakkı kendisinden çalınan ve kim olduğuna dair hiç bir fikri olmayan Arthur, şehrin arka sokaklarında, ekmeğini taştan çıkaran biridir. Ama bir kez kılıcını taştan çektiğinde, bütün hayatı alt üst olur ve hoşuna gitse de gitmese de gerçek mirasına sahip çıkmaya mecbur bırakılır.

Övme kısmından önce gelin biraz teknik kısımlara öncelik verelim; 12 Mayıs tarihinde vizyona girecek olan filmin yönetmeni The Man from U.N.C.L.E. (Kod Adı: U.N.C.L.E.), Sherlock Holmes, Snatch (Kapışma), RocknRolla gibi filmlerden tanıdığımız Guy Ritchie ve açıkçası bu zamana kadar kötü bir iş yaptığını hiç görmedim. Bu yönetmen, işini çok iyi biliyor (helal olsun sana be Guy Ritchie!). *övmeden duramadı*

King Arthur: The Legend of the Sword Türkçe Altyazılı Fragman

Yönetmenin işini iyi yaptığının yanında, müzik, ses ve oyuncu kadrosunu da övmek gerek. Özellikle ambiyansa ayak uyduran mükemmel notaları bir araya getiren Sam Lee, Daniel Pemberton, Gareth Williams, Ryan Taubert’ın önünde eğilmek boynumun borcudur. Belki fazla övmüş olacağım ancak The Devil and The Huntsman parçasını dinlerken tüylerimin diken diken olduğunu hissetmişsem, o zaman bu adamlar müzik işini başarmış demektir. Müzikleri WaterTower Music kanalından dinleyebilirsiniz.

Filmin oyuncu kadrosu: Charlie Hunnam (FX’te “Sons of Anarchy”) ve Oscar adayı Jude Law (“Cold Mountain,” “The Talented Mr. Ripley”) ile birlikte; Astrid Bergès-Frisbey (“Pirates of the Caribbean: On Stranger Tides”) Mage rolünde; Oscar adayı Djimon Hounsou (“Blood Diamond,” “In America”) Bedivere rolünde; Aidan Gillen (HBO’nun “Game of Thrones”) Goosefat Bill rolünde; ve Eric Bana (“Star Trek”) Arthur’un babası kral Uther Pendrago rolünde yer alıyorlar. Her biri oldukça başarılı bir iş çıkartırken Kral Arthur’un kibirini de öne çıkartmaktan eksik olmayan Hunnam, rolüne çok yakışmış. Mage yani Büyücü olarak dillendirilen Frisbey ise kendinden emin tavırlarıyla, aynı şekilde işini başarıyla yerine getirmiş. Her oyuncu, rolünün hakkını verirken filmin asıl etkileyici tarafı olan görselliğe de değinmek isterim.

Filme, gerçek anlamda görsel şölen hakim. 3D olarak izlenmesini tavsiye ettiğim filmin detayları, binalar, savaş sahneleri, Excalibur (Ekskalibur)’un gücü ve daha nicesi, sizi derinden etkileyecek. Zaten aksiyon ve macera filmlerinden hoşlanıyorsanız, yanına biraz büyü, mistik yaratıklar eklensin diyorsanız, bu filmden hoşlanacağınızdan adım gibi eminim. Sadece aksiyon ve macera değil, yanına biraz da komedi eklenebilen Kral Arthur: Kılıç Efsanesi, Kral Arthur’un “bilmem kaç yıl sonra” demek yerine, çocukluğundan şimdiki zamanına kadar nasıl büyüdüğü konusunun işlenmesi de ayrıca tatlı olmuş. Diğer tatlı detay ise diyalogların sadece komedi veya dram üzerine odaklı olmaması, kimi zaman izleyiciyi gerçekten etkilemesi.

Spoiler ihtimali ** Filmin tek kötü yanı, gerçekleşecek olayları tahmin etmek ve hatta bilmek. Açıkçası bundan kaçmak zaten imkansız. Zira Kral Arthur’un hikayesi, efsaneleşmiştir ve onun yaşadıkları, tarihte defalarca dillendirilmiştir. Bu filmde Arthur’un her zaman bir şekilde kazanacağını tahmin edebiliyorsunuz. Yani bu his, hep oralarda bir yerlerde var. Ancak bunun iyi mi kötü bir şey mi olduğuna siz karar verin. Kişisel fikrim; bu konudan pek de rahatsız olmadım. Çünkü filmin görselliğine, ambiyansına, kamera geçişlerine ve müziklerine kendimi o kadar fazla kaptırmışım ki, zaten “x”bir konu olacak konusunu hiç düşünmedim bile.**

Sonuç olarak pek değerli okur; benim bu filme puanım 10 üzerinden en az 8. Film, türünün hakkını verirken, biraz da tarihe farklı bakış açısıyla yaklaşıyor. Görsel olarak sahne geçişleri izleyiciyi etkilemeyi başarıyor ve başarılı müziğin tadını çıkartırken, efsane kılıç Ekskalibur’un daha farklı güçlerine şahit oluyoruz.



Ceyda Doğan Karaş Editor in chief

86 doğumlu. Evli, mutlu, Tauren'li. Star Wars, Doctor Who, Yu-Gi-Oh ve Blizzard delisi. 93'ten beri video oyunlarıyla fazla uğraşıyor ve hayatı onların üzerine şekilleniyor. Korku, macera, psikoloji kitap ve animelerine bayılıyor. Koyu Beşiktaş taraftarı ve cosplay organizatörü. Ayrıca cosplay, vazgeçemediği hobilerinden sadece birisi.