Antik Tanrıların ve Canavarların Dünyası Dark Universe’e The Mummy ile Adım Atıyoruz Antik Tanrıların ve Canavarların Dünyası Dark Universe’e The Mummy ile Adım Atıyoruz
The Mummy, bir süredir Universal Pictures'ın başlatmak istediği Dark Universe dünyasının kapılarını aralayarak içeriye davet ediyor. Antik Tanrıların ve Canavarların Dünyası Dark Universe’e The Mummy ile Adım Atıyoruz

The Mummy, biz seyircilere bir süredir Universal Pictures’ın başlatmak istediği Dark Universe dünyasının kapılarını aralayarak içeriye davet ediyor. Dark Universe aynı zamanda Universal Monsters olarak adlandırılmış Mumya, Frankenstein Canavarı, Drakula gibi geniş bir kitle tarafından tanınan ve bilinen kült canavar filmlerinin ortak bir evrende toplama projesi. Tüm bu projenin prodüksiyon kısmında ise tanınmış isim Alex Kurtzman (Transformers, Cowboys & Aliens, Star Trek Into Darkness) bulunmakta. The Mummy filmi bizi bu karanlık dünya ile tanıştırıyor.

Filmin başrollerinde Tom Cruise, Sofia Boutella, Annabelle Wallis ve Russell Crowe bulunmakta. Hikaye diğer Mumya filmlerinden çok farklı değil ancak birebir kopya yapılmamış. Bu sefer mumya  Ahmanet adındaki bir mısır prensesi, ve tabi ki işlediği suçlar affedilemez olduğu için canlı canlı mumyalanma ile cezalandırılmış. Eh zaten başka türlü mumya olmuyor o yüzden bu kadar benzerlik olacak. Ancak bu sefer Ahmanet’in mezarını aktif olarak arayan ve içinde ne bulacağını bilen bir örgüt var. Bunu zaten filmin ilk başında öğreniyoruz. Prodigium adındaki bu kuruluş gerçek dünyanın hiç masum değil aksine antik tanrılar ve canavarlar ile dolu olduğunun farkında.

Prodigium, Russell Crowe’un canlandırdığı Dr. Henry karakteri tarafından yönetiliyor. Biraz Marvel’ın Nick Fury karakterine benzetebilirsiniz. Filmin ana karakterlerini yönlendiren ve her zaman onlardan daha çok şey bilen bir karakter olmuş. Açıkçası ben filmde en çok Russell Crowe’un Dr. Henry karakterine hayat verirken sergilediği oyunculuğunu beğendim. Tom Cruise ve Annabelle Wallis ilk mumya filmindeki Brandon Frasier ve Rachel Weisz’in oynadığı karakterlere ufak bir gönderme gibi olmuş. Daha önce yazdığım gibi birebir kopyası değil ama izlerken ister istemez eski filmler aklınıza geliyor. Eski filmler demişken filmi izlerken gözünüz açık olsun Yaşam Kitabını görünce şaşırmayın.

Film yepyeni bir seriye başlangıç niteliğinde olduğu için ister istemez arka plan hikayesinin işlenmesini gerektiriyor. Özellikle Prodigium binasının içinde geçen sahnelerde Universal Monsters kısmına birçok gönderme var. Mumya filmlerine yapılan göndermeler yada daha doğrusu çağrıştırmaları bence tam kararında yapılmış. Bu sayede hem genel olarak mumya film tarzını yakalamış hem de kendi kimliğini oluşturabilmiş. Tüm bunların dışında film boyunca aksiyon ve gerilim eksik olmuyor. Ancak korku öğelerinin bir çoğu önceden tahmin edilebiliyor. Aksiyon sahneleri ise kesinlikle aşırıya kaçmadan kendini soluksuz izlettiriyor.

Sonuç olarak The Mummy bu yıl Kral Arthur’dan sonra umarım devamı gelir (Alien: Covenant’tan sonra dememiştim Sonat duymasın) dediğim ikinci film. Görünüşe göre hali hazırda “Frankenstein’in Gelini” yapım aşamasında. Dark Universe projesine dahil olmasa da tek başına izlenebilecek oldukça keyifli bir film olmuş The Mummy. Ancak yepyeni bir canavar film serisinin başlangıcı olarak ta oldukça başarılı bir iş çıkartıyor.

Wonder Woman, Öyle Göründüğü Kadar “Harika” Değil



Berk Yakar

Bilgisayar oyunları macerası Amiga 500 ile başladı. Bilimkurgu edebiyatına olan büyük ilgisinin yanısıra sıkı bir anime ve manga takipçisi.